Aşağıkuzfındık köyüne hoşgeldiniz
Helvacı
Ali (Bir Göçün Hikayesi)
Yıl 1877-1878. Yer Bulgaristan’ın
Şumnu ili VIRBİTSA kasabasına bağlı Hasanköy. Bu köyde dükkanı
olan bir Helvacı Ali vardır. Yeni evlenmiştir. Osmanlı-Rus Harbi
ise çıktı çıkacak. Bu karışık dönemde Helvacı Ali Türkiye’ye göç
etmeye karar verir. Dükkânını 40 altına satarak, hanımıyla
birlikte yola çıkmayı düşünür. Kayınpederi Ömer kendilerinin de
göç edeceğini söyler ve damadı Ali’yi yolcu ederken; “Sen
oralara bir var hele, oralarda yer yurt edin biz de buradan yola
çıkar geliriz” der. Helvacı Ali Eskişehir’in Aşağı Kuzfındık
köyüne gelip yerleşir. Kayınpederi ve hanımına haber gönderir
“Sizde buraya gelin” diye.” Onlar da yola çıkarlar, zor zahmet
Ömer’in ağabeyi Mustafa ve kız kardeşi Ayşe’nin de bulunduğu
Kuzfındık’a gelirler.
Memleket vahim durumdadır, harp
çıkmıştır ve eli silah tutan her erkek askere gitmektedir.
Helvacı Ali’de buna dâhildir, eli silah tutanlara, vatanı için
sevdiklerini geride bırakıp harbe koşanlara. Ve o da savaşa
gider. Aradan bir hayli zaman geçer. Harp uzun sürer. Helvacı
Ali sağ gözünden kurşunla yaralanıp, dudağına kılıç darbesi
alır. Yani vatanı için bir gözünü kaybedip gazi olur. Yıllar
geçer. Ali’den bir hayır, bir haber yoktur. Köy halkı ve ailesi
artık Ali’nin geri döneceğinden ümidini kesmiştir. Bu sebeple
olsa gerek Ömer Ağa kızı Üzeyme’ yi başka birisiyle evlendirir.
Vee Ali’nin gitmesinden yaklaşık
9-10 yıl geçmiştir. Ali vatanı için görevini yapmıştır. Köyüne
dönmek üzere Eskişehir’e gelir. Orada köy halkından bazı
kimseleri görür. Ali’yi gördüklerine şaşırırlar ama bir şey de
diyemezler Ali’ye. Yalnız saman satmak için öküz arabasıyla
Eskişehir’e gelen Fadik Selim haberdar eder Ali’yi durumdan.
Hanımının kendisi gelmeyince başka biriyle evlendirildiğini
söyler. Hanımının evlendiğini öğrenen Ali yıkılır. Fakat artık
olan olmuştur. Ali Fadik Selim’e “Ailem öğrenmesin savaştan
sağ-salim geldiğimi, yuvası bozulmasın hanımımın.” der. Kahreder
kendini... Ve hiç köyüne uğramadan alır başını uzaklaşır
köyünden, Eskişehir’inden ve hanımından. Adana’nın Ceyhan
kazasının bir köyüne yerleşir. Devlet oradan Ali’ye tarla verir.
Ali de orada evlenir ve çocukları olur.
Gelelim köye… Ali’nin o savaşa
giderken küçücük olan oğlu Şaban büyüdükçe annesine babasını
sormaya başlar. Kendini tatmin edecek bir cevap alamaz. Ve
delikanlılık çağına geldiğinde sormakla yetinmeyip babasını
aramaya başlar. Şaban evlendikten sonra da devam eder babasını
aramaya. İstanbul-Kütahya-Bilecik gibi civar yerleşim yerlerini
arayıp bulmaya çalışır babasını. Fakat bulamaz.
Epey zaman geçmiştir, Şaban’ın da
çocukları olur. Eskişehir’ e yerleşip tekrar köye döner.
Ticaretten yapan, ticaretten anlayan bir insandır Şaban. Sonunda
babasının Adana taraflarında olduğunu öğrenir. Köyden bulduğu
bir bisikletle Adana’ya doğru yola çıkar. Ceyhan’a varır. Ceyhan
civarında babasını da bulur. Fakat oğlu olduğunu söylemez
babasına. “Ben sana bekâr durmak istiyorum” der. Harmancı olarak
çalışmaya başlar, kimliğini açık etmeden babasının yanında.
Fakat çok geçmeden babası Şaban’ın durumundan şüphelenir.
Memleketini sorar ona, ilçesini ve köyünü. En sonunda onun oğlu
Şaban olduğunu anlayıp “Sen benim oğlum Şabanımsın” der. Şaban
ve babası yıllar sonra sıkı sıkıya sarılıp, ağlaşıp hasret
giderirler. Artık Şaban çocuklarını da Adana’ya dedelerinin
yanına ziyarete götürmeye başlar. Dede Helvacı Ali torunu
Ramazan’ı çok sever. Onu kucağından indirmez, köyde olayları
torunundan öğrenir. Ve Helvacı Ali’nin hanımına hasreti, sevgisi
devam etmektedir ki her gelişinde torunu Ramazan’a “seni kim
uğurladı?” diye sorar. “Babaannen de var mıydı uğurlayanlar
arasında?” diye ekler. “Kapıya kadar çıktı mı” der, “sen buraya
gelirken?” “Arkan(m)dan hasretle, sevgiyle el salladı mı?”
Şu anda Eskişehir ve Adana’daki
torunlar birbirleriye görüşüp haberleşmektedirler. Düğün ve
toplantılarına katılıp unutmadıklarını ve unutulmadıklarını
göstermektedirler.
Hörü Ebe'nin Hikayesi
Bundan yaklaşık 140-150 yıl
önceleridir. Nedirler Yukarı Kuzfındık’a yerleşmeden önce bazı
olaylar olur. Bu olayların geçtiği yer tam olarak belli
değildir. Hörü Ebe’nin şehrimiz Kula idi demesinden Salihli ve
Kula tarafındaki kışlakladıklarını anlıyoruz. Daha yerleşik
düzene geçilmemiştir. Salihli tarafındaki bir oba Nadir Bey’in
obasından 2 kız kaçırır. Bunların biri Ummahan diğeri ise
İsmihan’dır. Nadir Bey’in obası da Yukarı Kuzfındık’a doğru
gelirken, 2 kızı kaçıranların kız kardeşleri olan Hörü’yü
kaçırırlar. Hörü 13 yaşındadır. Arı beklemek için arıların
yanına gelmiştir. Bir tas yoğurt ve yarım ekmekle arı beklerken
onlar da Hörü’yü kaçırırlar. Hörü küçük olduğu için iyi bir aile
yanında kalır. O aile onu kendi kızları gibi büyütür. Hörü’ye
bakan aile Hörü’yü yemek yapmak, iş ve kayıt görmek konusunda
çok iyi yetiştirir. Hörü artık tuttuğunu koparan, elinden her iş
gelen marifetli bir genç kız olmuştur.
Bir de Merdan Ali vardır. Güçlü
kuvvetli ve yakışıklıdır. Hörü bu Ali ile nişanlanır. Merdan Ali
başka bir obaya yardımcı olmak için gider. Ali burada bir müddet
çalışır. Nadir Bey’in obası Ali’yi almaya gelir. Ve Ali yi’ de
alırlar. Geri dönerlerken her nedense aralarında çatışma çıkar.
Çatışma çetin geçmiştir. Diğer obadan yedi, Nadir Bey’in
obasından da beş kişi ölür. Diğer oba kaçmıştır. Bizimkilerden
biri ölülerin arasında dolaşırken öfke ve üzüntü ile karışık
“Ocağıma kavı çaktınız.” diyerek ayağı ile ölüye dürter. Henüz
ölmeyip de ölmüş gibi yapan kalkarak iki kişiyi daha vurur.
Böylece iki taraftan ölenlerin sayısı 7 olur. Bu çatışmada Hörü
ebenin nişanlısı Merdan Ali’de ölür. Olan olmuştur artık. Herkes
kendi yoluna gider. Hörü gençtir ve nişanlısı kaybetmiştir.
Aradan zaman geçer ve Hörü Kel Nedir ile evlenir. Kel Nedir
Ali’nin kardeşidir. Hörü Ebe kendi kendine bazen sitem edermiş.
“Ya Rabbim güzel Ali’mi aldın elimden, Kel Nedir’e yar ettin
beni.” diye. Hörü Ebe’nin Kula ve Salihli taraflarında kalan
obasında Osman, Ömer ve Abdi adında kardeşleri olduğunu,
söylemiştir. Bu isimleri de kendi çocuklarına ve torunlarına
koymuştur.
KAYNAK:ibrahim DÖNMEZ (merhum)
Cemile DÖNMEZ
Sedef Efe Kimdir?
Ata iyi binen, çapraz fişeklik takan,
iyi silah kullanan, yalnız başına Karakütük (Domaniç)’ten
(Manisa) Alaşehir ve Aktaş (Balıkesir-Sındırgı)’a atıyla
kardeşlerini ziyarete gidip gelebilen, erkeklerle beraber cirit
oyunu oynayabilen, tabakasından tütünü eksik olmayan, 2 kız ve 4
oğlan (3’ü şehit) anası, yiğit bir Yörük kadınıdır. Hacı Nedir
ve Hacı Garibin kayınvalidesidir.
Kışları yaşadıkları yerler Alaşehir
ve Aktaş dolaylarında ki kışlaklar, yazları yaşadıkları yerler
ise Domaniç (Karakütük)’teki yaylalardır.
Salihli, Alaşehir, ve Sındırgı
dolaylarından yola çıkan Yörükler, hayvanlarını otlatmak için
Domaniç yaylalarının yolunu tutarlar. Obada hayvanları, 6
çocuklarıyla beraber Ahmet Bey ve Sedef Efe’de vardır. Yolda
rahatsızlanan Ahmet Bey’in rahatsızlığı Domaniç’te artar ve çok
geçmeden vefat eder. Ahmet Bey Karakütük’ e defnedilir. Sedef
Efe çok üzgündür, kardeşlerini danışarak Karakütük’te kalmaya
karar verir. Kardeşleri isteksizde olsa derme çatma bir ev
yaparak Sedef Efe’yi 6 çocuğuyla burada bırakmak zorunda
kalırlar. Kardeşleri ve obası kışlak için yola koyulurlar.
Kışlaklarına varırlar varmasına fakat içlerinde kardeşimizi niye
orda kadın başına bıraktık diye elemlenirler. Yine bahar gelir,
yörükler yine tutarlar yaylaların yolunu… Vardıklarında ise
Sedef Efe ile hasret giderirler. Sedef Efe orada kalmaktan
memnundur. Bu defa oğlan kardeşlerinden de Karakütük’e yerleşen
olur. Böylece Karakütük Köyü’nün temelleri atılmış olur. Oba
bölünür bazıları Karakütük’ te kalırken bazıları, Sındırgı,
Aktaş ve Alaşehir yörelerine yerleşirler. İşte bu yerleşik
düzene geçtikten sonra Sedef Efe’nin kızları Yukarı Kuzfındık’a
gelin giderler. Büyük kızı Şahsene Hacı Garip ile evlenir. Küçük
kızı Fatma Hacı Nedir ile evlenir. Bunların Arkasından oğlu
Hüssem’de Yukarı Kuzfındık’a gelerek burayı yurt edinir. O da
buradan askere giderek şehit olur.
Sedef Efe’nin Aktaş Köyünü Ziyareti
Akhisar’ın içinde Yörük Süleyman (Çörçül
Süleyman) ve Neslihan ebenin, Ramazan Fidan(Hafız Ramazan)’a
1983 yılında anlattıkları:
Sedef Efe kardeşlerini ve
akrabalarını ziyaret eder. Yine yalnız başına gelmiştir.
Ziyaretini tamamladıktan sonra akrabaları uğurlamak için
toplanırlar. Fişekliğini kuşanmış, tüfeğini çapraz asmış, atına
binmiş ve son konuşmasını yapmıştır. Gidip de gelememek, gelip
de görememek var hakkınızı helal edin demiş ve atını
mahmuzlamıştır. Oradan öyle bir uzaklaşmış ki ufakta
kayboluncaya kadar arkasından bakmışlar. Bir daha da
dönememiştir. Onu son görüşleri olduğunu Neslihan ebe ve
oradakiler hissetmiştir.
Kaynak: Ramazan FİDAN
Sedef ÜLKER
Cemile DÖNMEZ
Halil Candan